Aşk

 Aşk Nedir?
Aşık Şiiri yazmakmıdır aşk..
Aşk Hakkında yazmakmıdır yoksa..
Aşık olmakmıdır aşk..
Aşk.. Kalbinden gelip tüm vücuduna yayılan sıcaklıktır aslında.. Sebepsiz yere gülüvermek.. sebepsiz yere hayallere inanmaktır aşk..
Bir kalp çarpıntısıyla başlayan.. içinizde dolaşan kelebeklere dönüşen şeydir aşk..
Biraz ironik.. Biraz komik.. Birazda manik birşeydir aşk..
Aşk hakkında yazmaya çalışmak bile bir aşk belirtisi aslında..
Bir not iliştirmek bir şiir yazmaya çalışmak..
En ufak müzik tınısında kalp çarpıntısı yaşamaktır aşk..
Tek başına yaşanan bir şey mi aşk..
En az iki kişiyle başlaması gerekmiyor mu..
Veya bitmesi..
Sanırım hepimizin tek başına yaşadığı bir durum aşk..
Biraz yalın.. biraz yalnız bir şey..
Geçmişten gelen hüzünlerin buluştuğu bir nokta olmalı apansız bulutlanan..
Sevgi nedir diye soranlara bir cevap olmalı arsızlığı bir kenara bırakılarak..
Ey aşk..
Yine kafa karıştıran.. yine ne olduğunu sorgulatan aşk..
Kafamız karışmamalı aslında.. tek başımıza olsak ta güzel şey aşk,
Yaşamı daha anlamlı kılan.. gördüğümüz  renkleri belirginleştiren.. duyduğumuz her müzik tınısını kalp çarpıntısına çeviren aşk..
Eski – yeni..
Gelmiş- geçmiş..
Olmuş-bitmiş..
Varmış-yokmuş..
Tüm aşklar ve aşıklar için yaşanmalı aşk..
Leyla ile Mecnun için..
Ferhat ile Şirin için..
Keren ile Aslı için..
Romeo için..
Sonunda ölüm olduğunu kabullenenler için yaşanmalı aşk..
En sonunda Mevlana gibi döne döne Rabbinde bulmalı aşkı aşık olan..
Nerden feyz aldığına bakmadanorunda kaldığını iddia eder. Halbuki sen sadece sana sarılmasını ve omuz omuza seninle savaşmasını istersin zorluklara karşı. O ise yardım isteyen gözlerle bakar sana ama yardım istemez. “Bekle” der ama bekletmez. Ağlar için için ama göstermez. Her sorduğun “niye?”ye karşı “Çünkü; seni seviyorum.” Der ama sevemez...! Sevemez çünkü; bir türlü sevgisine sahip çıkamaz. Yenilmeye mahkum hisseder kendini ve sırf bu mahkumiyet hissi yüzünden yenilir hayata..Yinede sen savaşçı ruhunu kaybetmemeye çalışırsın o seni yıksa da yarı yolda bıraksa da ve bir parçanı onunla bırakır devam edersin yoluna... Diyebilirsin bak ne güzel yoluna devam ediyorsun sorun nerde? Asıl sorun her bıraktığın parçanın sana ait olması ve yavaş yavaş seni yarım bırakması... İnsan her şeyi bir şekilde omuzluyor ama yarımlık kötü şey be..! Duygusal açıdan yarım kalınca insan kendi gibi kendine ve sevgisine sahip çıkan insanlarla yaşayamayınca hayatını kafadan eksik başlıyor hayata zaten...

 Birde aileler var tabi. Onların gözünde ellerinde gelecekleri netlikleri olmayan iki genç insan evcilik oynamaya çalışıyorlar. Aşk diye bir meteryal bulmuşlar oyunlarına oyuncak edecek ve ne zaman kırık dökük oyuncaklarından vazgeçecekler diye dışardan ama sesli ama sessiz bekliyorlar. Sen anlatmaya çalışıyorsun ne kadar net duygular yaşandığını  onlar ise “Geçer bunlar..!” diyor. Birde hata edip anlattıklarının gerçek olduğuna inanırlarsa oda kötü..! Her şey böyle yerlebir olduğunda zaten psikolojilerine sığmayan gereksiz inançlarıda sizinle beraber yerle bir oluyor ve bir daha sana asla inanmıyorlar. Belki de yenilen insanları o kadar iyi tanıyorlar ki bir gün güzel olan her şeyin mahfedileceğini  bizden daha iyi biliyorlar..

rsiz olacağı için sevgiden ki,gerçek sevgiden uzak bu sevgi o kadar önemli ki,insanlar arasındaki gerçek bağ budur.tekleşen dünyada çiftleşen dünya görüşleri olmayacak tek boyundurluk,tek hüküm,tek tüp insan.tek tip insan olacaksa ve bizden sonra gelecek insan da aynen tek tip olacaksa,o zaman sonraki insanların gelmesi kadar saçma bir olay olamaz.eğer böyle giderse yaşam bilinci kaybetmeye bir alemde sonun yaklaşılacağı malum,bu son nasıl gelecekse?
Doğru ve gerçek diye algıladıklarımız topluma uygun gördüklerimizdir,gerçek bireylerin ötesinde toplumsal kuralların dışında doğan bir şeydir.birey doğada getirdikleri her nesne ve varlığa anlam vererek uzun güçlü düşüncesiyle hayata soru sorma ve algıladığı cevapların hızıyla gerçeğe ulaşabilir.toplumsal sistemler çevresinde doğanlar gerçeklikten uzaktırlar.somutluğun,maddiyatçılığın buyurduğu çağın bunlarla beraber insanlığı oluşturan her türlü maneviyatı da içine aldığı için somut ve soyut kavramların iç içe giriştiği böyle bir zamanda her şeyin yavaş yavaş kaybolduğu görülür.insanların maddiyatçı dünya üzerinde kurulmadığı gerçektir,bedensel ve bedeni ihtiyaçların kendine sonlanabileceği ama önemli olanın soyut düşünce bağlamında gerçekleştirilen birikimsel olayların olduğu kesin.biz insanların en önemli unsuru olan düşünceyi bile kullanmadığımız bellidir, herkes düşünür,ama önemli düşünceyi nerede yoğunlaştıramadığımızdır.
Maddiyatçı hayat geleneği mi yoksa gerçeğin maneviyata bağışlandığı yeremi? Düzgün bir algılayış kazandığımızda düşünceyi asla kuvvetlendirdiğimizde bedensel organları doyurmanın çarelerini kendimizce bulabiliriz,düşünce her şeyi kontrol eder. Bedenin sonlanacağı bir hayatta düşündüklerimiz arat kalır,ideal benliğin gerçek düşüncelerle dostluğunu öğrenmek ,peki gerçek düşünme? Gerçek düşünme,düşünmeden ;düşünme değildir,buradaki düşünmeden kelimesi içerisinde gerçek benli kavramı öz düşünce beceri toplum ve doğa iken,düşünme kelimesi ise toplum sistemine göre kendi kurduğu dünyadaki düşüncelerdir ve bizler düşündükçe sorguladıkça düşüneceğiz,hayatta bulunmamız toplumsal kurallara bağlı kalmaksızın öz iradeyle doğa ve insan gerçeğine sorgulamalı yorum kabiliyetlerimiz ile nesnelere verilen anlamlandırmadır,bu kaynaklardan edinilen edimin gerçek düşünmesidir. Yorum ve felsefeye ait duyusal akıl metoduyla mantığın nesneler üzerinde bıraktığı izlenim ve doğa gerçeklerine ait gözlemlerle ve bunu toplumsal dökümanla kıyasladıktan sonra öz benliğin saf düşüncenin verdiği sorulara bulunan cevaplardır.tabiiki insanlardaki en önemli öz hayata geldikleri ve şaşırdıkları izlenimlerdir.fakat zamanla beraber toplum ve onun etmenleri duyulara açık olan insanların vücutlarını ve algılarını doldururcasına giriştikleri tüm olumsuz ifade ve görüşleri insan üzerinde kişilik oluşturdu.artık insan kişiliğini toplumun hedef ve amaçları doğrultusunda yönlendirdi.toplumun arzuhaline bırakılan kişilik,kendinde uzak bir yaşamı seçti,farklı insan genleri bir düşünceye büründü.pusula onlarda,rüzgarı onlar savurur,sadece gemide kaptanız,halbuki gerçek kişi pusulaya da rüzgara da yön verendir,gemiyi kurtaracak kaptansa hayatını kendisi benden çizmeli.