Bosna Hersek Makalesi

İnsanlığın en büyük sınavlarından birini verdiği, insanların umutsuzca özgürlükleri için savaştığı bir ülke, bir minik ülke Bosna-Hersek. Bu minik ülke bugüne nasıl geldi hatırlatayım.

İkinci Dünya Savaşından sonra Mareşal Tito’nun liderliğinde bir arada yaşayan 6 Yugoslav Cumhuriyeti, Cumhuriyetlerde yaşayan bazı fanatiklere rağmen bir arada kalmayı başarabiliyor, farklı etnik kökende insanların bir arada yaşayabileceğine örnek olarak veriliyordu. Tito’nun ölümünden sonra fanatik grupların düşünceleri su üstüne çıkmaya başladı. S.S.C.B’nin dağılmasından sonra batılı güçler ve Rusya tarafından oluşturulan yeni dünya düzeninde Yugoslavya’nın yeride belirlenmişti. 1991 The Economist dergisinde Papa Johannes Poulus 2’nin bir yazısı Avrupa için yeni dünya düzeniyle çelişmekteydi. Zaten yeni dünya düzeninde müslümanlara verilecek rol için 10 (on) yıldır belirli güçler çeşitli vesilelerle kamuoyu oluşturmaktaydılar. Müslümanlara karşı bu kamuoyu oluşturma hareketi bugün de bütün hızıyla devam etmekte, yaşadığımız gündeki olaylar bunu açıkça ortaya koymaktır.

Örneğin Amerika’nın yerli halkı Kızılderilileri yok eden Amerika değil, Bosna’da 50,000’den fazla kadının ırzına geçen 200.000’den fazla insanı öldüren Sırplar değil, Azerbeycan’da 1,000,000 insanı evinden süren Ermeniler değil, çaresizlik içersinde bir şeyler yapamadıkları için uçak kaçırma gibi en çok birkaç kişinin ölümüne sebep olan eylemler yapan Müslümanlar terörist olarak gösterilmektedir.

Yeni dünya düzeninde Avrupa’da müslüman bir devletin olması istenmediğinden, Yugoslavya parçalandığında, Avrupa’da kuzeydeki müslüman olmayan ülkeler batılılarca hemen tanınmışlar, Bosna Cumhuriyeti bu tanınmanın dışında bırakılmış ve parçalanmaya terk edilmiştir.

Bosnalılar, batılı devletlerin hiç ummadıkları şekilde direniyordu. Batının bu soruna çözüm getireceğini ummaksa artık hayalcilikti. Batı, Birleşmiş Milletler teşkilatının başına sayın Butros Gali’yi getirerek bu umudun boşuna olduğunu kanıtlıyordu. Dedesi İngilizlerden rüşvet aldığı için Osmanlılarca asılmış olan Mısır Hıristiyanlarından Butros Gali’nin Birleşmiş milletleri, Bosna olayında bugünkünden farklı bir şekilde yönlendirmesi beklenemezdi. Bosna olayının ilk gününden beri Müslümanların her direnişinden, Sırplar ve Hırvatlar tarafından gerçekleştirilen her katliamdan sonra bugüne kadar dünyaya ilan ettikleri insan hakları sözlerinden utanan batı bir şeyler yapmak ister gibi toplantılar yapmış fakat her toplantı sonunda bir sonraki katliama zemin hazırlamıştır.

Bütün bu olaylara karşı müslüman ülkelerin gösterdiği tepki ise gerçekten hazindir. Batılı güçlerin desteği ile tahtların koruyana Krallar ve Emirler bu desteği kaydebecekler endişesiyle seslerini çıkarmamışlardır, batıya karşı direnmenin kendilerine ne kadar pahalıya malolacağını Saddam dersinden iyi öğrendiklerini kanıtlamışlardır.

Sınırlarını bilmediğimiz batılı güçler tarafından belirlenen yeni dünya düzeni, öyle görülüyor yüzbinlerin ölümü pahasına da olsa gerçekleştirilecektir. Ve bu yeni dünya düzeninde insana yer olmayacaktır. Çünkü Avrupa’nın göbeğinde insanlar katlediliyor ve yeni dünya düzeninin hazırlayıcıları bunu sadece izliyor. Yeni dünya düzenin de insan yoksa, insan hakları yoksa, her şeyin, doğadaki her şeyin insana sunduğu bu yaşamda, yeni dünya düzeni neye hizmet edecek? Haksızlığa mı? Zorbalığa mı? Katliamlara mı? Paraya mı? Neye hizmet edecek?

Doğanın sisteminde güçlünün zayıfı ezmesi ve sömürmesi kuralı vardır. İnsan! Doğanın en üstünü! Doğanın yönettiği hayvandan üstün insan! Doğayı yönetecek güce ulaşacak güçlü insan, yazık ki doğanın bu kuralına uyuyor. Gücünün yettiğini eziyor, yok ediyor. Güçlü insan güçsüzü eziyor, sömürüyor.
Hiçbir dinin ırk, renk ve sınıf farkı gözetmediği için İslamiyet ve Osmanlı’nın sosyal sistemi de güçlünün zayıfı ezmesi sistemine göre kurulmamıştır.

Batılıların bu katliamı önlememesini temel nedeninin din, İslamiyet oluşunu anlamıyorum. Önce insan değil miyiz hepimiz? Batılılar da önce insan değil mi? Her dinin insanı farklı mı ağlıyor? Farklı mı gülüyor? Farklı mı doğuyor, hayır, farklı doğmuyor, herkes doğarken eşit; ama yaşarken ve ölürken asla!

Büyüyelim istiyorum, gelişelim, ilerleyelim. İlerleyelim ki teknolojik zayıflığımız yüzünden haksızlıklar karşısında susmak zorunda kalmayalım, haksızlığa uğramayalım, insanca yaşayalım. Büyüyelim, ilerleyelim ki gerçek medeniyetin teknolojinin insanı yok etmede kullanılmaması gerektiğini, gerçek medeniyetin teknoloji’yi insanın hizmetine sunmak olduğunu biz kanıtlayalım.