Çağ Hasar Vermiş Makalesi

İnsan farklılıklarını göz önünde bulundurmazsak insanların nereye kime değer vereceği belirsiz olacağı için sevgiden ki,gerçek sevgiden uzak bu sevgi o kadar önemli ki,insanlar arasındaki gerçek bağ budur.tekleşen dünyada çiftleşen dünya görüşleri olmayacak tek boyundurluk,tek hüküm,tek tüp insan.tek tip insan olacaksa ve bizden sonra gelecek insan da aynen tek tip olacaksa,o zaman sonraki insanların gelmesi kadar saçma bir olay olamaz.eğer böyle giderse yaşam bilinci kaybetmeye bir alemde sonun yaklaşılacağı malum,bu son nasıl gelecekse?
Doğru ve gerçek diye algıladıklarımız topluma uygun gördüklerimizdir,gerçek bireylerin ötesinde toplumsal kuralların dışında doğan bir şeydir.birey doğada getirdikleri her nesne ve varlığa anlam vererek uzun güçlü düşüncesiyle hayata soru sorma ve algıladığı cevapların hızıyla gerçeğe ulaşabilir.toplumsal sistemler çevresinde doğanlar gerçeklikten uzaktırlar.somutluğun,maddiyatçılığın buyurduğu çağın bunlarla beraber insanlığı oluşturan her türlü maneviyatı da içine aldığı için somut ve soyut kavramların iç içe giriştiği böyle bir zamanda her şeyin yavaş yavaş kaybolduğu görülür.insanların maddiyatçı dünya üzerinde kurulmadığı gerçektir,bedensel ve bedeni ihtiyaçların kendine sonlanabileceği ama önemli olanın soyut düşünce bağlamında gerçekleştirilen birikimsel olayların olduğu kesin.biz insanların en önemli unsuru olan düşünceyi bile kullanmadığımız bellidir, herkes düşünür,ama önemli düşünceyi nerede yoğunlaştıramadığımızdır.
Maddiyatçı hayat geleneği mi yoksa gerçeğin maneviyata bağışlandığı yeremi? Düzgün bir algılayış kazandığımızda düşünceyi asla kuvvetlendirdiğimizde bedensel organları doyurmanın çarelerini kendimizce bulabiliriz,düşünce her şeyi kontrol eder. Bedenin sonlanacağı bir hayatta düşündüklerimiz arat kalır,ideal benliğin gerçek düşüncelerle dostluğunu öğrenmek ,peki gerçek düşünme? Gerçek düşünme,düşünmeden ;düşünme değildir,buradaki düşünmeden kelimesi içerisinde gerçek benli kavramı öz düşünce beceri toplum ve doğa iken,düşünme kelimesi ise toplum sistemine göre kendi kurduğu dünyadaki düşüncelerdir ve bizler düşündükçe sorguladıkça düşüneceğiz,hayatta bulunmamız toplumsal kurallara bağlı kalmaksızın öz iradeyle doğa ve insan gerçeğine sorgulamalı yorum kabiliyetlerimiz ile nesnelere verilen anlamlandırmadır,bu kaynaklardan edinilen edimin gerçek düşünmesidir. Yorum ve felsefeye ait duyusal akıl metoduyla mantığın nesneler üzerinde bıraktığı izlenim ve doğa gerçeklerine ait gözlemlerle ve bunu toplumsal dökümanla kıyasladıktan sonra öz benliğin saf düşüncenin verdiği sorulara bulunan cevaplardır.tabiiki insanlardaki en önemli öz hayata geldikleri ve şaşırdıkları izlenimlerdir.fakat zamanla beraber toplum ve onun etmenleri duyulara açık olan insanların vücutlarını ve algılarını doldururcasına giriştikleri tüm olumsuz ifade ve görüşleri insan üzerinde kişilik oluşturdu.artık insan kişiliğini toplumun hedef ve amaçları doğrultusunda yönlendirdi.toplumun arzuhaline bırakılan kişilik,kendinde uzak bir yaşamı seçti,farklı insan genleri bir düşünceye büründü.pusula onlarda,rüzgarı onlar savurur,sadece gemide kaptanız,halbuki gerçek kişi pusulaya da rüzgara da yön verendir,gemiyi kurtaracak kaptansa hayatını kendisi benden çizmeli.