ELEKTRİK AMPULÜ

İnsanoğlunun ilkel kavimler halinde yaşadığı çağlarda, doğa olayları insan yaşamını yönlendiren etkili güçlerdi. Geceleri kararan hava, yırtıcı hayvanların gizlice sokulmasına imkan verdiği için yüreklere korku salıyordu. İnsanlar çaresizce kendi iradeleri dışında meydana gelen bu olaylara boyun eğiyorlardı. İnsanoğlunun gözünde ilk “lamba”, Tanrı Ateş’i saydığı ve ağaçları, çalılıkları tutuşturan yıldırımdı. İnsanoğlu bu tutuşmuş odun parçalarını hayvan yağına, reçineye ya da katrana daldırarak yanma süresini uzatıyordu. Bu insanoğlunun hem doğa hem de diğer hayvanlar üzerinde ilk üstünlüğüydü.

Topraktan yapılmış ilkel yağ lambaları bitki liflerinden fitillerle, çok eski zamanlardan başlayarak hemen hemen bir yüzyıl öncesine kadar kullanılmıştır. Mumu Romalılar’ın bulmuş olduğu tahmin ediliyor. Mum uzun bir süre çok pahalı satıldığı için böylesine lüksü ancak varlıklı yurttaşlar ve kiliseler göze alabilmişti. Ancak 1820’de şimdi de kullanılan stearinli mumlar yapılınca herkes bundan yararlanabildi. Daha sonraları parafinden yapılan mumlar kullanılmağa başlandı. Ardından insanlar ilkel elektrik lambalarını kullandı. İki kömür çubuğu kullanılarak çalıştırılan bu lambalar çok kısıtlı bir alanı aydınlatıyordu. Bunun yanı sıra elektrik akımı yardımıyla bu şekilde elde edilen ışık, genel aydınlatmalarda kullanmak için ( özellikle konutlarda) hem göz sağlığı, hem de ekonomik açıdan elverişsizdi. İşte bu nedenledir ki, bir çok araştırıcı havası alınmış bir cam kap içinde ışık verecek bir elektrik ışığının 19.yüzyılda Avrupa be Amerika’da çoğunlukla kullanılan havagazı ışığının yerini alabileceği kanısındaydılar.

Bu yıllarda Edison yeni bir laboratuar kurmuştu. Edison’u bekleyen en önemli görev, sürekli ışığı sağlamaya elverişli bir madde bulmaktı. Önce çeşitli madenlerden telleri sonra insan saçınını, kağıdı, bambu ağacı liflerini denedi; bunları kömür haline getirdi ve havası boşaltılmış cam ampule koydu. En sonunda bildiğimiz dikiş ipliğini kullanmayı düşündü. Başarı da sağladı. Edison’un ilk ampulü 1879’da hiç sönmeden tam kırk saat tatlı ve sarımtırak bir ışık verdi.böylece insanoğlunun ateşi bularak kendini korumak amacıyla başlattığı aydınlanma serüveni Edison’un bulduğu elektrik ampulünde doruk noktasına ulaştı.

Elektrik ampulü insanların günlük yaşantısına önemli değişiklikler getirdi. Sağlıklı bir aydınlatma sistemine kavuşan insanlar, evlerinde, iş yerlerinde, okullarında daha verimli çalışma imkanına sahip oldu. Havagazı aydınlatma sisteminin uygulanmasına karşı çıkan ünlü İngiliz yazarı Walter Scott “Kışları, apaydınlık gündüzlerimizi gece gibi karartan bu kömür dumanlarıyla mı Londra’yı aydınlatacağız.” Diyerek hava kirliliğini işaret etmişti. Oysa daha çağdaş ve sağlıklı olan bu aydınlatma sisteminin böyle bir tehlikesi yoktu. Kısacası insanlar karanlıktan aydınlığa tehlikesiz ve güvenli bir geçiş yapıyordu.

Günümüze geldiğimizde yaşamımızda ne mum ışığı kadar yetersiz kalan, ne havagazı ile aydınlatma kadar külfetli olan, ne de kendisinden sonra bulunan florasanın beyaz ışığı kadar gözü yoran bu küçük cam cismin hiç kuşkusuz değeri çok büyük ve emin ki küçük cisim daha uzun bir süre bizi aydınlatmaya devam edecek.