Fast Food Makalesi

Fast food diyince aklınıza hemen hamburger gelmesin. Bu çağın sürekli temposunda, yeterli gıdayı ucuz ve çabuk sağlayacak hazır yiyecekler endüstrisidir. Üstelik sandığım gibi Amerika da doğmamış fast food endüstrisi. En eskiden bizlerde okul kantinlerinde beş kuruşluk aşure ile on kuruşluk peynirli sandviçlerin satıldığı zamanlardan da önce Almanlar, şimdiki lakabıyla hot. dog, onların deyimleriyle ise “frankfurter”leri, Fransızların crepierleri, Danimarkalıların şimdiki sandviçlerin anası olan danwichleri, İngilizlerin ise soğanlı sandviçleri satan küçük dükkanları varmış. Çalışan insanların, aceleci ailelerin ve modernleşmenin getirdiği gereksinimler sonucu bu Pazar da yıllar geçtikçe ikiye, üçe, dörde katlanmış. Gitgide Wimpyler, Kentucy Fried Chicken’lar, Sicilly’s Pizzalar, Sultanahmet Köftecileri, Koçoğulları kendi pazarlarını oluşturmuşlardır.
Özellikle de biz gençler resmen fast food tiryakileriyiz. Bunun az çok böyle olduğu hakkındaki düşüncelerim okulda yaptığım mini bir anket sonucu kesinlik kazandı. Başta Mcdonalds olmak üzere fast foodçular herkesin uğrak yeri haline gelmiş durumda Mcdonalds’ı Pizza Hut, Kentucky Fried Chicken ve Sultanahmet Köftecisi izliyor. Sebebi ise gerek fiyat, gerek ortam, gerekse lezzet açısından çoğunluk için tatmin edici olmaları. Evlere serviste cabası… Üstelik sanılanın aksine halkımız genel olarak fast foodu sağlıksız bulmuyor, bulmakta istemiyor. Ne de olsa bu yaşamlarının bir parçası haline gelmiş durumda.
Fast Food’u diğer lokantalardan veyahut evde yenilen yemeklerden ayıran bir başka özelliği de her kesimden, her seviyeden insanın maddi olanaklarını zorlamıyor olması. Her ne kadar tiryakilerini vitamin ve mineral deposu olarak nitelendirilebilecek sebze ve meyvelerden alıkoysa da aceleciler için karın doyurmanın gayet cazip bir çözüm yolu.
Üzerinden durmadan geçemiyeceğim bu gibi yerlerin en çok da gençlerle dolup taşmasının altında yatan neden bir sürü gencin grup halinde bir fast food lokantasında buluşmayı tercih ediyor olmaları. Bu yerlerinde genelde fiyat, lezzet ve oturulan yere yakınlık durumlarına göre tayin ediyorlar.
Ne var ki sizlerin de bildiği gibi hamburgerler, pizzalar, çoğunlukla doymuş yağ oranı, kolestrolü yüksek, şişmanlatıcı besinler. Bu besinler çağımızın besinleri. Bu öyle bir çağ ki kimi ailelerin sofra başında yemek yedikleri aile meclisi yerini kısmen de olsa bu fast foof sunun dükkanlarda ayak üstü karın doyurmaya bırakıyor. Neden bırakmasın ki, bu fast foodçular halkın güvenini kazanmış. Mesela Mcdonalds’da patatesler kızartıldıktan yedi dakika sonra hala satılmamışsa imha ediliyor. En başta görünüşleri ise ağzını sulandırmaya yeterli. Şöyle düşünün bir; erimiş kaşar peynirinin sosis, salam veya ançuezli bir pizzanın üzerinden adeta süzülüşünü…
Demek istiyorum ki fast food sosyal bir ihtiyaç. Zamandan kar, paradan tasarruf ettiriyor. Ayrıca yemek bittikten sonra hesabı ben ödeyeceğim tartışmalarına açık kapı bırakmıyor, hesap kolay, herkes kendi yediğinin parasını öder. Varsın sebze ve meyvelerdeki kadar vitamin olmasın. Haftanın yedi günü yenmediği sürece pek de sorun yaratmaz. Kısacası her şey gibi onunda dozunun iyi ayarlanması lazımdır. Aslında o da düşünülmüş ve ipin ucunu kaçıranlar için başka bir endüstri doğmuş, diyet mamulleri endüstrisi! O da ne oluyor demeyin. Öyle ki diyet yemekleri, klinikleri, yağı alınmış gıdalarla diğer zayıflama malzemelerinin sırf reklamlarına harcanan toplam paranın Amerika’da iki yüz seksen beş milyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Bu da şaşırtıcı bir gerçek. Cicero bile “Yaşamak için yemelisin, yemek için yaşamamalısın” demiş. Ama sıra pizzalarla hamburgerlere gelince iş değişiyor!
Her ne kadar fast food Amerika da doğmamışsa da, şu anda en yaygın olduğu yer Amerika ve orada bu tip yiyecek satan yerler altın çağlarını yaşıyorlar. İster lowa’daki mısır tarlasında ister New York’taki ofisinde, ister Colifornia’daki evinde çalışıyor olsun, birçok Amerikalı zaman darlığından sofra kurmaya vakit ayıramıyor, bu da onları hazır yemek satan dükkanlara itiyor.
Ne zaman olur bilemem ama Akmerkez’in en üst katına veya Galeria gibi merkezlere, hiç olmazsa köşe başlarında sıra sıra dizilmiş olan fast food satıcılarına baktıkça içimden bir ses Türkiye’nin Amerika’yı bu alanda tahtından edeceğini söylüyor.