Laiklik Makalesi

Kavramların özleri ile ve herkesin benzer biçimde anlayacağı açıklıkla tanımlanması bilimi geçerli kılan yöntem ilkelerin başta gelenidir. Laik toplum düzeninin uygar, yani özgür, gelişkin ve bağımsız bir ulusal toplum olmanın zorunlu koşulu olduğunu da anlayabilmek, laiklik kavramının böyle açık bir biçimde tanımlanmasına bağlıdır. Bu bakımdan laiklik için sık sık verildiğini gördüğümüz “dinle devlet işlerinin ayrılması” tanımı ne kadar yüzeysel, belirsiz ve dolayısıyla yetersiz ise yalnızca “din ve inanç özgürlüğüdür” tanımı da o kadar yanıltıcı olmaya yatkın bir tanımdır. Çünkü laik düzenin gerçek anlamı, yalnız din ve tapınma özgürlüğü olmayıp, her din ve mezhepten insanların, ayrıca herhangi bir dinsel inanca gerek görmeyenlerinde eşit ölçüde özgür olmaları demektir.
Ayrıca laiklik, yalnız dinsel baskıcılık nedeniyle ulusal birliğin ve yurt bütünlüğünün bozulmasını engellemekle kalmaz. Din gibi kutsal sayılan inançlar nedeniyle birbirlerine karşı sevgi ve saygılarının azalmaması gerektiği bilincine ulaşan laik toplumun bireyleri başka konularındaki görüş ve çıkar farklılıklarını bu birlik ve bütünlüğü bozacak ölçüye getirmemeyi haydi haydi başarırlar.
Genellikle din ve devlet işlerinin ayrılması olarak tanımlanan laiklik, elbette ki “din ve vicdan özgürlüğü”nü de içerir. Ama sadece din ve vicdan özgürlüğünün tanınmış olması o toplum düzeninin laik olduğu anlamına gelmez. Örneğin Osmanlı İmparatorluğu’nda dinsel hoşgörü vardı, laiklik yoktu. Laik toplum düzeni, bütün din ve inançtan insanların eşit koşullarla aynı kurallara uymak durumunda bulundukları, hiç kimseye dinsel ayrıcalık ve üstünlük tanımayan bir toplum düzenidir. Laiklik, toplum ve devlet yaşamının akla ve bilime dayatılmasıdır.
Tarihteki hemen her devrim, “din”le değil ama, din adına “eski” düzeni savunan, eski düzenin güçleriyle bütünleşmiş olan “dinci güçlerle” karşı karşıya gelmişlerdir. Bu güçler, kendilerinin etkisini azaltacak her girişimi “dinsizlik” olarak nitelendirmekten çekinmemişlerdir. Padişahın ve düşmanın çıkarları ile bütünleşerek, Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal ve arkadaşları için idam fermanı çıkaranlar da yine bu tür din adamları olmuştur.
Atatürk cehalete karşı savaşmıştır, İslam’a karşı değil…
Atatürk’ün amacı “ümmet” anlayışına sahip bir topluma “ulus” bilinci kazandırmak, “kul”u “yurttaş”a dönüştürmekti.
Laiklik, “din”in kendisinin değil, din adına baskı ve zorbalığın devre dışı bırakılmasıdır. “aklın iman karşısında özgürleştirilmesidir.”
Laiklik demokrasinin ön koşuludur; çünkü laiklik olmadan gerçek bir düşünce özgürlüğü de olamaz.