ORGAN NAKLİ

21. yüzyıla yaklaşırken bilim süratle ilerlemektedir. 19.yüzyıl başlarında birçok hastalığın tedavisi yoktu ve cerrahi tedaviler (ameliyatlar) henüz uygulanmaya başlamıştı. Zamanla ölümle sonuçlanan birçok hastalık cerrahi tedavi ile iyileşti. Son 20 yılda bunlara bir yenisi, iflas etmiş hayati bir organın yerine ölüden veya sağlıklı kişilerden alınan sağlam organın konması; yani organ nakli cerrahiye eklenmişti. Nakil cerrahisi tıbben son yıllardaki en büyük başarısıdır. Bu sayede ölüme mahkum olan veya masrafları çok yüksek mablağları bulan veya makineya bağlanacak hem zaman hem para kaybına maruz kalan hastalar göz nakli yapılamadığı halde göremeyen kişiler göz önüne alındığında organ naklinin ne kadar gerekli ve faydalı olduğu ortadadır. Halen bir çok organ nakli yapılmış hasta (kalp, böbrek, göz, pankreas, karaciğer, bağırsak… gibi ) sağlıklı olarak yaşamını sürdürmektedir. Bu sebeple, herhangi bir nedenle ölen hastanın uygun şartlar mevcutsa bir veya birkaç kişinin beklide çok genç bir insanın veya önünde uzun bir ömrü olan bir çocuğun hayatını kurtaracaktır. Onun için hepimizin organ bağışı yapması ve organ bağısı yapılmasını desteklemesi insani görevlerimizden biridir. Yurdumuzda organ bağışı dernekleri ve bununla ilgili bir kanun vardır. Bu kanun 29 Mayıs 1979 tarih, 2238 sayılı “Organ ve doku alınması, saklanması ve nakli hakkında kanundur.” Bu kanundaki şartlar yerine getirilmek suretiyle dünyanın bir çok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de organ nakli hukuken mümkün bulunmaktadır.

Bir insandan başka bir insana nakledilen ilk organ böbrek oldu ve ilk böbrek nakli, 1950’de gerçekleştirildi. Bunu 17 yıl sonra bütün dünyada ilgi ve şaşkınlık uyandıran ilk kalp nakli izledi. 1967 yılının Aralık ayında Cape Town kentinde Güney Afrikalı cerrah Chritian Barnard bir trafik kazasında ölen genç bir kadının kalbini 35 yaşındaki Louis Washkonsky’ye naklederek hastasını ameliyattan sonra 18 gün yaşatmayı başardı.

Organ naklinde ilk güçlük hasta için gerekli organı bulmaktır; bu bazen kazada ölenlerden sağlanır. Ama bu tür vericilerin organlarını ölmeden önce ölüp ölmediklerinden emin olarak gerekir. Bu gibi durumlarda doktorlar “beyin ölüsü” kavramını kullanırlar. Bunun anlamı kalp, karaciğer ve öbür organlar çalışır durumda olsa bile tümünü kontrol eden beynin artık yaşamı sürdürmeyecek kadar büyük bir yıkıma uğramasıdır. Ayrıca yasalar vericinin izni olmadan organlarının alınamayacağını belirtmiştir. Bu nedenle kaza kurbanlarının ya önceden organlarını bu amaçla kullanabileceğini belirten bir kart taşıması gerekir ya da bu izin yakın akrabalarından alınır.

Bazen de gerekli doku ya da organlar yaşayan ve sağlığı yerinde olan kişilerden alınır. Kuşkusuz bu gibi durumlarda ancak vericinin sağlığını ve yaşamını tehlikeye atmayacak organların alınması söz konusudur. Örneğin, kan, kemik iliği, deri gibi dokular ile böbrek gibi bir organ yaşayan vericilerden alınabilir. Çünkü sağlıklı bir insan tek böbrekle de yaşamını sürdürebilir.

Göz yuvarının ön bölümündeki saydam kornea katmanıda, bu katmanın saydamlığını yitirdiği kataraktlı alıcılara nakledilebilir. Bunların dışındaki organlar söz konusu olduğunda, organ nakli bütün ömür tedavilerin sonuçsuz kalındığı durumlarda en son başvurulacak çözümdür.

Başarılı bir ameliyattan sonra alıcılar yeni kalpleriyle 15 yıl, yeni böbrekleriyle 20 yıl yaşayabilirler. Bugün bir hastaya aynı kalp, akciğer ve karaciğer nakli yapılabilmektedir.,

Yurdumuzda ilk böbrek nakli 3 Kasım 1975 yılında yapılmıştır. Halen diğer organ nakilleride başarı ile uygulanmaktadır ölüm kaçınılmaz olduğuna göre hayatımız boyunca insanlara faydalı olarakta ölümden sonrada orga bağışı ile buna devam edelim.