Özel Televizyonlar Makalesi

Yeryüzünde ilk kez 1884 yılında Paul Nipkow tarafından bulunan sistem ile Televizyonlu yaşama geçildi. Ancak mekanik bir tarama işlemi ile görüntü elde edilmesi, pek sağlıklı değildi. 1923 yılında A.B.D.’de Vladimir Zworykin tarafından elektronik televizyon tüpünün bulunması ve zaman içinde geliştirilmesi sonucu bugünlere gelindi.
Dünyada ve özellikle A.B.D.’de, Batı Avrupa ülkelerinde 1935 yılından itibaren, televizyon günlük yaşamda yerini almaya başladı.
Ülkemizde 1963 yılında başlayan çalışmalar sonucu, Haziran 1966’da kapalı devre yayınlarına geçildi. 31.1.1968 tarihinde ise, haftada üç gün itibariyle, ilk programlı yayın başlatıldı. Türk halkı, daha sonra yaşamının bir parçası haline gelecek olan televizyon ile böylece tanışmış oldu.
Televizyon yayın hayatına geçmesi ile, 1983 yılında yapılan yasal düzenleme sonucu (2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu) söz konusu yayınlar Devletin tekeli altına alındı. Böylece Türkiye, gelişen teknolojinin çağdaş ürünlerinden biri olan Televizyonla beraberliğinde, “siyasi otoritenin” denetimine teslim oldu.
Dönemin Hükümetleri T.R.T.’yi kendi sesleri haline getirerek, ülke gerçeklerini değil, isteklerini halka duyurdu. Sansür uygulamalarının sıklığı da eklendiğinde, toplum, sorunların değerlendirilmesinde yetersiz kaldı. Sonuçta televizyonun çağdaş toplumlarda yarattığı gerek kültürel, gerekse teknolojik gelişme ülkemizde ne yazık ki aynı oranda gerçekleşemedi. Rekabet ortamının bulunmamasının rolü ise yadsınamazdı. T.R.T. rakibi olmadığı için, ihtiyaç duyulan gelişimi ve kaliteyi bir türlü yakalıyamadı.
1980’li yılların sonlarına gelindiğinde, artık toplumda Siyasi İktidarın yönlendirmediği, Sansür uygulamalarından olabildiğince arındırılmış bir “görüntülü yayın” hayatına ihtiyaç duyuldu.
Bu ortamda ve mevcut yasadaki “Devlet tekeli”nin varlığına rağmen, yayınlarını yurt dışından yaparak Türkiye’ye görüntü ulaştıran ilk Özel Televizyon “Star 1” 1990 yılında yayın yaşamına başladı. Toplumun bu kanalı benimsemesi, sonucu yaratılan fiili durum, yasal engellere rağmen yaşamını sürdürdü. Artık günlük olaylar topluma daha objektif olarak sunulabiliyordu. Star 1’in başlattığı bu yolda, zaman içinde Show, Kanal 6, HBB, ATV ve TGRT gibi diğer özel televizyon kanallarında yayına geçtiler. Sonuçta televizyon yayınlarına çağdaş toplumlarda ki gibi çok seslilik hakim oldu.
Ancak ne yazık ki, tüm bu kanalların yayınları, mevcut yasalar karşısında “Korsan Yayın” niteliğinde idi. Çünkü, mevcut yasaya göre özel televizyon kanallarının bu şekilde yayın yapması olanaksızdır.
Bir yandan mevcut özel televizyonlar ve toplumun ilgisi diğer yandan mevcut yasa, siyasi iktidarı yeni bir yasal düzenlemeye zorunlu kıldı.
Bu nedenle 13.4.1994 tarihinde Özel televizyon yayınlarını düzenleyen “Radyo ve Televizyonlarının kuruluşu ve yayınları hakkında kanun” kabul edildi. Böylece de yayınlarda Devlet Tekeli sona erdirilmiştir. Ancak bu yasada özel kanallarının tek ekonomik kaynağı olan reklam gelirlerinin, önemli bir kısmı Radyo Televizyon Üst Kurumu adına aktarılması karar verilmiş olmakla, söz konusu kanalların ekonomik yönden zorlanmalarına neden olunmuştur.
Özel kanalların getirdikleri çok seslilik, kültürel gelişim ve yarattıkları teknolojik ilerlemeyle, ülkeye yararlı olmaktadırlar. Uydu sistemi ile yayın yapılması, Türkiye’nin ulaşılan ülkelerde doğru olarak tanıtılmasına katkıda bulunmaktadır. Geçmişte, yabancı kanalları izlemeye çalışırken, bugün Avrupa’ya kendi yayınlarımızı sunmaktayız.
Aralarındaki rekabet sonucu doğan, habercilikte yarış tüm toplumun ülkede yaşanan gerçekleri en detaylı ve en seri biçimde öğrenmesini sağlamaktadır. Ancak özel kanallar arasında ki çıkar çatışmaları ise, bazen toplumun yanlış yönlendirilmesi ve bilgilendirilmesi sebep olabilmektedir.
Sonuç olarak, kendi yaşamları için gerekli olan reklamlar dahil, tüm programlarındaki rekabetin yarattığı kaliteyle, özel televizyonlar toplum için geceleri uykusuz da kalınsa vazgeçilmez bir tutku ve gelişim kurumlarıdır.