Reklam Makalesi

Reklamın ne olduğunu ve ne kadar önemli olduğunu anlayabilmek için bir an hiç reklam yapılmadığını düşünelim. O zaman neler olurdu acaba? Diyelim, kendinize bir ayakkabı alacaksınız. Zevkinize ve ihtiyacınıza uygun bir ayakkabı var mı yok mu, reklam yapılmadığı için bilmiyorsunuz. Sokağa çıkıyorsunuz, cebinizde para, yoruluncaya kadar mağaza mağaza dolaşıyorsunuz. Bulduğunuz ayakkabıları karşılaştırıyorsunuz, sonunda birini alıp eve geliyorsunuz, telefonda bir arkadaşınız size şu mağazada tam sizin zevkinize uygun ayakkabılar olduğunu söylüyor şimdi ne oldu? Tam istediğiniz gibi bir ayakkabı alamadınız, parayı boşa harcadınız. Halbuki reklam yapılsaydı, bütün ayakkabıların reklamını bir gazete veya dergide görebilecek, özelliklerini karşılaştıracak ve dileğiniz ayakkabıyı seçme imkanına kavuşacaktınız. Arkadaşınızın telefonda söylemesine gerek kalmayacaktı.
İşte reklam, size bir tüketici olarak seçme özgürlüğü ve paranızı doğru yere harcama imkanını veriyor. Reklam, size her şeyden önce bir haber veriyor. Diyor ki, “Şu yağı kullanırsan yemeğin daha lezzetli olur”, “şu marka ev temizleyicisini kullanırsan evin çiçek bahçesi gibi kokar”, “şu marka otomobil diğerlerinden hızlı gider”, “en sağlam spor ayakkabılar şurada satılıyor” ve bunu gibi. Siz de bir tüketici olarak bu haberlerin doğruluğunu değerlendiriyor ve paranızı gidip doğru yerde harcıyorsunuz.
Reklam sanıldığının aksine tüketiciyi kandırmak için yapılmıyor, tersine tüketiciye doğru bilgi vermek için yapılıyor. Çünkü reklamın temelinde rekabet yatar. Yani bir marka size en hızlı giden araba benimki dediğinde, onun rakibi olan diğer bir otomobil markası onun bu dediğinin doğru olup olmadığını ispat ediyor, böylece sizin doğru karar vermenizi, cebinizdeki paranın doğru yere gitmesini sağlıyor. Nasıl basında doğru haber vermeyen gazetelere kimse saygı duymuyorsa, reklamda da doğru haber vermeyen markalara kimse saygı duymuyorsa, reklamda da doğru haber vermeyen markalara kimse saygı göstermiyor.
Sonuçta korunanın her zaman tüketici, yani bizler oluyoruz. Şimdi tekrar düşünelim: İhtiyaçlarımız var, bu ihtiyaçlarımız karşılayacak paramız var, ama reklam yok. Ne kadar büyük haksızlık, değil mi?
TÜRKİYE’DE REKLAMCILIK SEKTÖRÜNÜN GELİŞME SÜRECİ
Türkiye’de gazetecilik ile birlikte ilan ve reklamcılık sektörüde 1924 yılından sonra hızlı bir gelişme süreci içine girdi. Bunda Ford ve Bayer firmalarının giriştikleri sürekli ve programlı reklam vermeye başladılar. 1928 yılında harf devrimi sırasında, reklamcılık yeniden kısa bir süre için bir duraklama dönemine girdiyse de bu uzun sürmedi ve 1930’lu yıllarda gazete tirajlarında ve aldıkları reklamlarda hızlı bir artış oldu. 2. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında bu artışta yarı yarıya bir düşüş meydana geldiyse de 1942 yılından sonra resmi ve özel ilan reklamlarda bir kez daha hızlı bir artış gözlendi. Bu yükselişte basının yanı sıra 1951 yılından çıkarılan bir kararnameyle devlet radyolarının da reklam almaya başlamaları etkin rol oynadı. Basın dışında sinemalarda gösterilen film reklamlarının da 1950 yılından sonra önemli gelişme ve artışlar meydana geldi. İlki 1944 yılında kurulan reklam ajanslarının sayıları arttığı gibi, bu kuruluşlar çok hızlı bir gelişme gösterdiler.
2 Mart 1972’den sonra Türkiye’de Radyo Televizyon Kurumunun da reklama açılması, Türkiye’de reklamcılığın boyutlarını daha da geliştirdi.