Sinema Makalesi

Sinema; yaşantımızda yön veren en önemli rüzgarlardan birisi. Kim tarafından ve ne zaman oluşturulduğu kesin yargılarla şekillenemez. Birçok bilim adamının engin çalışmaları sonucunda oluşturulmuştur. Bu bilim adamlarının başında Lumiere kardeşler gelmektedir. Bu kardeşler tarafından bulunan kamera, Yunanca “Kinima” sözcüğünden yararlanılarak takılan “Sinematograf” (Hareketi yazan) adının kısaltılmışıdır. Film kamerası konusundaki ilk ciddi adımlar Thomas Edison ve yardımcısı W.K.L. Dickson tarafından atıldı. 1894’te Edison, film göstericisinin atası olan “kineskop”u buldu. Dünyada ilk sinema gösterisi 1895 yılında Paris’te Lois Lumiere tarafından yapıldı. Günümüzde “yedinci sanat”da denilen bu yeni sanat, yalnızca doğayı hareketli resimlerle göstermekle yetinmedi, hemen hayal gücünü de onun yanına kattı.
Türkiye’de ilk sinema gösterisi 1896’da Yıldız Sarayı’nda yapıldı. Bunu Sigmund Weinberg’in Beyoğlu ve Şehzade başındaki halka açık gösterileri izledi. Düzenli ve sürekli film gösteren ilk salon yine Weinberg tarafından “Pathe” adıyla açıldı. (1908) Türkiye’de ilk film. Fuat Özkınay’ın çektiği “Ayastafanos Abidesinin yıkılışı” sekiz yıl sürdü. 1915’te kurulan merkez ordu sinema dairesi, çeşitli belgesel filmler yaptı.İlk konulu filmler, Sedat Simavi’nin çektiği “Pençe” (1917) ve “Casus” oldu. 1922’de ilk özel film yapımevi olan; “Kemal Film” kuruldu. Muhsin Ertuğrul tarafından çekildi: “İstanbul Sokaklarında” (1931) 1939’da Türk Sinemasında “geçiş dönemini” başladı. Bu dönemde çeşitli ve yönlü gelişmeler görüldü.
Bütün bu ilklerden sonra sinema, hayatımızdaki yerini derinleştirdi. Başlarda sadece bir eğlence gibi gelen sinemanın, bugün önemi kavrandı. Sinema deyince; akla hemen sinema salonları gelir. Karanlığa ulaşmak için sabırsızlanan sinema salonları. Bir an önce ışıklar sönsede şu kalabalık otursa der içinden. Çünkü çekemez onca gürültüyü, patırtıyı. Ve istediği an gelir. Işıklar söner. Sadece filmin yarattığı dünyanın ışığı aydınlatır yüzleri. Bu ortam içerisinde salonda, bir oh çeker derinden, kimsenin duyamayacağı kadar sessiz. Salon da, insan evdeki kadar rahat edemez. Oturması düzgün olmalı ki başkalarını etkilemesin, bir şeyler yememeli ağzını şapırtadarak, konuşmamalı canı istediği zaman. Böylece insan, toplum ile bir şeyler yapmayı öğrendi. İnsanların birbirlerine saygı duymalarına destek oldu Sinema.
Bu, yararın dış görünüşü idi. İçe de bir şeyler akmıştı. İnsanlar, başka yerlerin insanlarını görüp seyrediyorlardı. Bu, güzel bir olaydı. Onların kültürü ile tanışıyorlardı. Ve böylece insanların hayata bakış açıları genişliyordu. Bugün Sinema, dünün en büyük ispati. Bir sinema filmi yaşanılan günün özelliklerini taşır. Mesela siz 1960 yılları hakkında bilgi edinmek istiyorsanız; arşivden 60 kuşağına ait bir film ile o dönemdeki insanların yaşayış biçimleri, giyim kuşamı, sosyal davranışları hakkında bilgiler edinebilirsiniz.
Bugün yapılan sinema filmleri düne ve yarına dayalı. Dünün sinemaları kitaplardan alınıyor. Tozlu raflardan önümüze seriliyor. Yarınkilerin kaynağı ise sadece beyin. Beyin düşünüyor ve yapıyor. Böylece, gelecekten de biraz haberimiz oluyor. (Bilimkurgu)
Sinema geçmiş tarihi bugüne taşıyan en canlı araçtır. Bunun en güzel örneği “Kurtuluş” filmi idi. O günlerin acılarını, bizde onlarla birlikte tattık. Ama elimizden ağlamaktan başka bir şey gelmedi o anda. Çünkü o an gelecek için güç topluyorduk. Bu açıdan da sinema bir milletin ortak duygularını hareketlendirip onlara kuvvet verebilir.
Sinema toplum için yararlıdır; Eğer gerektiği gibi kullanılırsa. Amaç dışı kullanıldığı zaman aynen ateşin, yalancı ışına koşan kelebekler gibi insanları yakar.