PALYAÇOLAR

Hepimiz dünyanın palyaçolarıyız. Yüzümüzde donuk, mahsun, sabit, gülen ifadeler… Öylesine yalnızız ki kalabalıklarada… İyi gülen, kötü gülen, son gülen… Tüm coşkular, üzüntüler, karanlıklar bir arada… Bir yanağımızda koyuca boyanmış gözyaşı unutulmamış…

Hem aklımız hem içgüdülerimiz… Tümü çoğu zaman gülüp geçtiğimiz palyaçolar gibi. Çünkü onlar, insan tabiatının çok renkli alacasını giyerler üstlerine, hemen değiştirebilirler maskelerini, Bizler gibi… hem melektir hem şeytan… Ve bizi bize anlatırlar aslında. Buruk olanı gösterirler. Zaaflarımızı ortaya koyarlar. Mesleği eğlendirmektir palyaçonun, felsefesi ise doğruyu söylemek, yalana dolana karşı karşısındakini uyarmaktır. Herkes birer palyaçodur, soytarıdır ona göre. Tabi en büyük soytarı da kendinin soytarı olduğunu bilmeyen kişilerdir.

Küçük kahkalar duyuyorum. Zaten hep küçük şeyler değil midir yaşamı ters çeviren? Küçük küçücük mutluluklar sevindiğimiz. Uzaktan… Küçük kahkalar… Yine kahkalar kadar küçük çocukları yaşamla tanıştırıyor. Tüm hayat boyu karşılaşıp da tanıyamadığımız palyaçoları görüyor çocuklar. Öyle ya kim olduğunuzu bilemezsiniz sirklerde, panayırlarda ve “kim” olduğunu göremezsiniz hayatta. İşte hayatın özü gülen ve ağlayan mask.
Ve işte aslında en ciddi insanlar palyaçolar. Sahnede birkaç kuru alkışla ayakta duran büyük önemli görev sahipleri onlar. Ne mutlu insanları güldürebilene…

Sessizce gülmek, sessizce ağlamak. Tek kelime söylemeden tüm duyguları anlatmak. Çocuk yanımız ortaya çıkar. Üç boyutlu resimlerde derinliğe inmek gibi. Daha büyük bir dünya. Hayal edebileceğimiz sürece yaşayacaksak, hiç uyanmamak gerek derin uykulardan…

Keşke palyaçolar kadar iyi oynayabilsek oyunumuzu. Becerikli olabilsek onlar kadar dünya sahnesinde. “Soytarı sanılmak için akıllı olmak lazım, şakayı kim ne kadar kaldırır iyi bilmeli, işin içinde baltayı taşa vurmak da var. “Sheaksper’in palyaçosu Feste için söylenen sözler palyaçoluğun ölçüsünü belirler. Ya hayattaki oyunlarımız… Birgün olduğumuz gibi oynamayı becerirsek ya da oynadığımız gibi olmayı, o zaman tüm sıkıntılar uçup gidicek. Kötü düşler çiçeklere dönüşecek, palyaço şapkasından çıkan iyilik çiçeklerine!…

Beyaz yüzünde her insanın yaşadığı acıları göremezsiniz. Yuvarlak, kırmızı şirin burnu masal dünyasından fırlamış elmalar gibi. Eski zamanlarda kötü ruhları kovmak için yaparlarmış gösterilerini, masum oldukları için belki de… Yamalı elbisesi, koskocaman ayakkabılarıyla sahnede ortalığı birbirine katan ve insanları bir an için yoğunluktan çekip alan yine onlar olmuş zaman içinde. Hala devam ediyor seyrek de olsa… Maskelerin arkasında hep mahsunluk varmış gibi gelir bana. İstediklerine ulaşamayan insancıklar…

Bizden biri sizden parçalar… Anlam var maskelerin arkasında. Gün bitipte eriyince hüzünlerle bir, çıkınca palyaçonun maskesi, soğuk, loş bir karavanda süzülen bir damla yaş var. Masada sevdiği ve sevildiğini sandığı kızdan birkaç koyu kırmızı gül… Ama nafile arzular. Gün batımıyla gerçekten yok olan umutlar gibi… Farkına bile varılmamıştır palyaçomuzun varlığının… Yine de doğacak günler, bitmeyecek gösteriler devam eder…

Ve hayat!… Maske çıktığında birkaç damla serin yaş görebilsek geride keşke, kötü yüzler yerine… Ve aslında hiç maske olmasa donuk sabit…

Dünyanın palyaçolarıyız biz. Ağlanacak halimize gülüyoruz ve devam ediyor aldatmaca… Ama gösteri devam etmeli zaten. Perde yine açılmalı yalanlara… 

Oyuncular çıkmalı. Bizler, dünyanın palyaçolarıyız…