Tiyatro Makalesi

Tiyatro her şeyden önce bir dil ve seyir sanatıdır. Sahne dilin en iyi konuşulduğu ve aktarıldığı yer olmalıdır. Tiyatroda hayelle gerçek iç içedir. Bir tiyatroda; söz, müzik, ışık, renk ve dans ayrılmaz bir bütünün parçalarıdır. Bir tiyatro eserinde her türlü duyguyu yaşamak ve hissetmek mümkündür. Bir anlamda tiyatro topluma gönül birliği yaptırarak aynı mekan içerisinde bir duygu bütünlüğü yaşatır. Tiyatroda; hüzün, sevinç, kahkaha, gözyaşı, doğum ve ölüm vardır.
Antik Yunan’dan bu yana tiyatro yazarları, yaşamla iç içe olmayı, yaşamı sevmeyi ve sevdirmeyi, özlü ve güzel sözleri, örnek davranışları insanlara öğretmeyi amaçlamışlardır. Tiyatro bir anlamda yaşanılmış hayatlardan alınan tecrübelerin analizinin topluma sunuluşudur.
Evet; tiyatronun amacı tüm bu güzelliklerin insana öğretilmesidir. Sanırım bunu herkes bilir ama, bence tiyatro her şeyden önce insanı düşündürmek için vardır. Çünkü insanlar düşündükleri sürece varlıklarını sürdürürler. Descartes’in dediği gibi, “Düşünüyorum öyleyse varım.”
Daha öncede söylediğim gibi, tiyatro bir seyir sanatıdır. Yani görseldir. Hayatın içindeki insanları, daha iyi vurgulamak ve ortaya çıkarmak için kostüm, ışık ve dekor kullanılır. Bu materyaller bir tiyatro sanatçısının toplum içindeki sıradan insan tipinden uzaklaştırır. Ve bunlar onu sıra dışı ve ilgi çekici kılar. Böylelikle vurgulanmak istenilen kısa zamanda ve daha net topluma ulaşır.
Bir de kendimizi şu soruyu soralım. Bir tiyatro için sahne şart mıdır? Bana sorarsınız, evet. Çünkü sahne insanların ilgi odaklarının toplandığı bir mekandır. Ancak sahne aracılığıyla tüm olaylar insanlar ve düşündürülmek istenen kavramlar toplanıp bir arada sunulur. Bu da sahneyi gerekli kılar.
Bence tiyatronun amaçları arasında en unutulmaması gerekenlerden birisi de tiyatronun bir iletişim sanatı oluşudur. Tiyatroda çoğu zaman ortak duygular dile getirilir. Mesala her tiyatroda az da olsa aşk sahnesi vardır. Bilindiği gibi aşk ve sevgi toplumun en ortak duygusudur. Kimi zaman ortak eleştiriler, kimi zaman ortak beğeniler söz konusu olur. Kısacası tiyatro bu yönüyle toplumun bireysel bir sözcüsüdür.
Tiyatro çoğu zaman kolaylıkla farklı dönemlerin zaman ve mekan boyutlarına bizi taşıyabilir. Hatta çağlar arasında geniş bir iletişim bağı kurulur.
Bir tiyatro eserini seyrederken en azından oyun süresince kendinizi sözü edilen zaman ve mekanda hissedebilirsiniz.
Bilmiyorum sizler de aynı duyguları paylaşıyor musunuz? Ama ben çoğu zaman tiyatroda belirsiz kalmış duygu düşüncelerimi keşfediyorum ve bu bana büyük bir haz veriyor. Yani kafamda herhangi bir konuyla ilgili dağılmış toplayamadığım düşünceler olduğu zaman bir tiyatro eseri bana onun özünü keşfetmemi ve kararsız kaldığım düşüncelerimde istikrar sağlıyor. Sanırım bazen hatalarımı kabulleniyor, doğruyu arama yoluna gidiyorum. Bence yalnızca tiyatronun değil, sanatın en güzel işlevi insanlara hatalarını en medeni yolla kabul ettirmek.
Çünkü insan yapısından kaynaklansa gerek, hatalarımızın başka kişiler tarafından yüzümüze vurulduğunu görmek, bizi hatalarımızı düzeltmek yerine etkiye tepki olarak hatalarımızı savunmaya itiyor. Oysa tiyatro bu işi derinden ve hissettirmeden yapıyor.
her şeyin sonunda bir başlangıç olduğu gibi tiyatroda bu sürekliliği taşır; başka deyişle, tiyatro eşittir tiyatral yaratı artı bu yaratının birikmiş ürünü artı daha önce ürünlerin birikimidir.
Son olarak da sizlere Cyrano De Bergerac’tan bir tirad okumak istiyorum.
(Dördüncü perde üçüncü sahne)
Evet, nükte daima.
İsterim ki bir akşam üstü kızıl bir sema
Altında can vereyim bir nükte savurarak,
Haklı bir dava için vurularak, vurarak.
Ah ölmek, kendine denk bir düşmanın eliyle,
Kılıçla, silahların mutlak en asiliyle,
Kalbinden vurularak çimenlere serilmek,
Ve ölüm döşeğine girmeden ölebilmek.
Fakat erkekçe ölmek, titremeden, solmadan;
Kanlı dudaklarında nükte eksik olmadan!